|
|
 |
« Yanýtla #2 :» |
|
BİR MEKTEP ADAM: SEYYİD AHMED ARVÂSş... (Dr. Mehmet GÜNEş)
Köklü medeniyetlere sahip olan milletler; sıra dışı mütefekkirler, çok deÄŸerli âlimler, eÅŸsiz sanatkârlar, emsalsiz edipler, müstesnâ gönül mîmarları ve çok kıymetli dâvâ adamları yetiÅŸtirirler… Gerçekten de; münevverlerini, mütefekkirlerini, sanatkârlarını, ilim erbâbını, ruh hamurkârlarını, ideâlistlerini ve dâvâ adamlarını yetiÅŸtiremeyen toplumların devamlı irtifâ kaybettiÄŸi tarihî bir hâkikâttir. Yine inkârı mümkün olmayan bir diÄŸer gerçek ise, bir milletin büyük fikir adamları yetiÅŸtirebilmesi için o toplumun; âteÅŸin bir îmana, köklü bir medeniyete, zengin bir kültüre, engin bir tarihî birikime, ulvî bir ülküye ve millî bir ideâle sahip olması gerektiÄŸidir…
Türk Milleti; muhteÅŸem İslâm Medeniyeti’ne, 5000 yıllık tarihi geçmiÅŸe ve muazzam bir kültüre sahip olmasına raÄŸmen; ne yazık ki, uzun zamandan beri bir medeniyet seyyahı durumuna düş/ürül/erek temel deÄŸerlerinden uzaklaÅŸ/tırıl/mış, toplum olarak ârafta kalmış, münevver ve mütefekkir insanlar yetiÅŸtirme hususunda da önemli sıkıntılar çekmiÅŸtir / çekmektedir…
Türk Millet olarak bizler, son iki asırdır medeniyet deÄŸiÅŸtirme vetiresinin tabiî neticelerini yaÅŸadık… Bizi “Biz” yapan millî-İslâmî ve insânî deÄŸerlerimizden uzaklaÅŸtık… Mefkûrelerimizi, âlemşümul hedeflerimizi ve büyük düşünme ideâllerimizi yitirdik… Din-dil ve târih ÅŸuurumuzu paslandırdık, ufkumuzu aydınlatacak olan gerçek fikir adamlarımızı yetiÅŸtirebilme bahtiyarlığından mahrum kaldık ve bugünkü fikir fukarâlığına duçâr olduk…
Artık günümüzde; ismiyle müsemmâ gerçek “fikir adamı” çıkartamamanın üzüntüsünü tâ kalbimizde duyarken, ‘Eskimeyen Eski Medeniyetimiz’in yetiÅŸtirdiÄŸi erbâb-ı kalemleri ebedî âleme bir bir yolcu ediyor ve yerlerine yenilerini ikâme edemediÄŸimiz için, hem maddî, hem de mânevî açıdan çok ıstıraplı dönemler yaşıyoruz… Ne yazık ki; yeni Mehmet Âkifler, Peyâmî Safâ’lar, Nurettin Topçu’lar, Necip Fazıl’lar, Osman Turan’lar, Cemil Meriç’ler, Galip Erdem’ler, Erol Güngör’ler… yetiÅŸtiremiyoruz...
Türk-İslam Medeniyeti’nin ferah-fezâ ikliminden ilhâm alarak fikir susuzluÄŸumuzu gideren bu müstesnâ mütefekkirler; sadece yaÅŸadığı dönemi deÄŸil, sonraki birkaç asrı da aydınlatan, istikbâldeki pek çok nesli de irşâd eden/ edecek olan âbide ÅŸahsiyetlerdi... Bu mümtaz insanlar, “Herkes ölür, ama herkes hayatı gerçek mânâsıyla yaÅŸamaz.” sözüne örnek teÅŸkil eden ölümsüz fânilerdi... Onlar, düşünce dünyamızın sönmeyen yıldızları olarak vefâtından sonra da yaÅŸayan, tahlilleri, tespitleri, teÅŸhisleri ve çözüm yolları günümüzle birlikte gelecekteki meselelerimize de ışık tutan, her geçen gün kıymetleri daha iyi anlaşılan ve deÄŸerleri artarak devam eden “Mektep Adamlar”dı...
İşte Seyyid Ahmed Arvâsî Hoca da; bu müstesnâ mütefekkirlerden, âbide şahsiyetlerden, mümtaz insanlardan, ölümsüz fânilerden, Mektep Adamlardan birisiydi...
Seyyid Ahmed Arvâsî, hayatını “..EmrolunduÄŸun gibi dosdoÄŸru ol..” (Hûd, 11/112) İlâhî îkazına göre ÅŸekillendiren, Kur’ân-ı Azimüşşân’ı her konuda rehber olarak gören, hiçbir zaman ÅŸanlı Peygamberimiz(s.a.v.)’in sünnet-i seniyyelerinden ayrılmayan, ömrünü inancına ve milletine adayan, Efendimiz’de en kâmil mânâsıyla tebârüz eden bir çok güzellikleri ve özellikleri bünyesinde toplayan bir îman burcuydu... Seyyid Ahmed Arvâsî, İslâm parantezindeki Türk MilliyetçiliÄŸi’nin husûsî adını “İ’lây-ı Kelimetullah için Nizâm-ı Âlem Ülküsü” diye tavsif eden, fikriyatımızı bu doÄŸrultuda tebellür ettiren, “izm”lerin ya da ÅŸahısların putlaÅŸtırılmasına ÅŸiddetle karşı çıkan, yanlış ölçülere sahip olmamızı önleyerek zihinlere vurulmak istenen prangaları söken ve ufkumuzu aydınlatan gerçek bir münevver, îmanlı bir mefkûre adamıydı...
Rahmetli Arvâsî Hoca; mükemmel şahsiyeti, şahsiyetinden kaynaklanan ölçülü tavrı, tevazuu, yüksek ideâli, düşünce dünyası, ilmi, asâleti, ahlâkı ve inancıyla düşünce hayatımızda derin izler bırakan büyük bir âlimdi...
Seyyid Ahmed Arvâsî, çölleÅŸen tefekkür dünyamıza hayat veren, çoraklaÅŸmış gönüllerimizi suya kavuÅŸturan bir fikir vâhasıydı… O; “Türk-İslam Ülküsü” adlı 3 ciltlik kitabıyla Ülkücü Hareket’in anayasasını yazan, tarihe, beÅŸeriyetin hâfızasına ve Türk milliyetçilerinin gönlüne silinmez harflerle yazılan büyük bir mütefekkirdi... O, Ülkücü Hareketin fikri temellerini İslâmî ölçülere göre ÅŸekillendiren ve yönlendiren çok önemli fikir adamlarından birisiydi…
YaÅŸadığını yazan, yazdığını yaÅŸayan, inandığını söyleyen, söylediÄŸinin arkasında duran bir münevver olan Seyyid Ahmed Arvâsî, örnek bir Alp-Erendi... 56 yıllık kısa ömrüne çok büyük hizmetler sığdıran gerçek bir âlim, sâlih bir mü’min, müstesnâ bir insandı… O; sıradan bir kiÅŸi deÄŸildi, ender yetiÅŸen bir dehâ idi... O, bütün hayatını İslâm Dîni’ne ve bu hak dîne 1000 yıllık hizmetiyle ÅŸereflenen Türk Milleti’ne adamış, mükemmel bir eÄŸitimci, farklı bir yazar, ufku geniÅŸ bir erbâb-ı kalemdi...
Seyyid Ahmed Arvâsî; bilge bir derviÅŸti, yokluÄŸu çok fazla hissedilen bir gönül adamıydı... O, İslâm Âlemi’nin geçirdiÄŸi buhran ve bunalımların, düştüğü zelil durumların sebeplerini ve çarelerini gösteren, bu uÄŸurda bir ömür harcayan gerçek bir mücahitti... O, “Sahâbe-i Kiram’dan sonra İslâm’a en büyük hizmeti Türk Milleti yapmıştır.” diyen, “Yıldızlı göklerde dolaÅŸan Hilâl’in mahzun olmasına” gönlü aslâ razı olmayan, “İslâm’ın basiretini ve Türk’ün haysiyetini” temsil eden tam bir karakter âbidesiydi…
Arvâsî Hoca; asırlardır İslâm sancağını taşımayı kendisine vazife bilen, İ’lây-ı Kelimetullah için Nizâm-ı Âlem Ülküsü’nü gâye edinen Türk Milleti’nin yetiÅŸtirdiÄŸi gönül ordusunun nurânî halkalarından birisiydi...
Seyyid Ahmed Arvâsî; Mekke’de doÄŸan, Medine’de devlet hâline gelen, risâlet ve nübüvvetin nûruyla insanlığı îman çağına eriÅŸtirerek, cehâletin girdabında debelenen beÅŸeriyeti medeniyetin en üst seviyesine çıkaran Yüce İslâm Dîni’yle; Türkistan’da tarih sahnesine çıkan, “Mekke’nin tevhid nûruyla” yıkanan, mefkûresini cihad ruhuyla taçlandıran ve Anadolu’da “Ufukların Efendisi” bir cihan devleti kuran Aziz Türk Milleti’nin İlâhî kader çizgisindeki kesiÅŸme noktalarından feyz ve ilhâm alan bir ilim, fikir, düşünce, îman ve aksiyon adamıydı...
Seyyid Ahmed Arvâsî, Allahü Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de “..Ey Ehl-i Beyt, Allah sizden her türlü kiri giderip, sizi tertemiz yapmak istiyor..” (Ahzâb, 33/33) ÅŸeklinde belirttiÄŸi Muhammedî ahlâk ve sâlih îmanla bezenmiÅŸ “Nur Nesli”nden, yâni Ehl-i Beyt’tendir... ÅŸeceresine göre Seyyid Ahmed Arvâsî; 42. baba ile Oniki İmam’dan Seyyid İmam Ali Rıza’ya, 47. babadan ise Hazreti Hüseyin’e ulaÅŸmaktadır…
Seyyid Ahmed Arvâsî, 15 ÅŸubat 1932 Pazartesi günü DoÄŸubeyazıt ilçesinde doÄŸar. Aslen Van’ın Bahçesaray ilçesine baÄŸlı Arvas (DoÄŸanyayla) köyündendir. 1952 yılında Öğretmen Okulu’nu bitirir ve Konya’nın DoÄŸanbeyli Kasabasına ilkokul öğretmeni olarak tâyin edilir. Üç yıllık ilkokul öğretmenliÄŸinden sonra askerliÄŸini yedek subay olarak yapar ve 1958 yılında Ankara Gazi EÄŸitim Enstitüsü Pedagoji Bölümü’nden mezun olur. Arvâsî Hoca, Van Alparslan Öğretmen Okulu, SavaÅŸtepe Öğretmen Okulu, Balıkesir Necati Bey EÄŸitim Enstitüsü, Bursa EÄŸitim Enstitüsü ve İstanbul Atatürk EÄŸitim Enstitüsü’nde pedagoji öğretmenliÄŸi yapar. 1978 yılında İstanbul Atatürk EÄŸitim Enstitüsü’nden sürgün edildiÄŸi KırÅŸehir ve Ümraniye’de çalışma imkânı bulamayınca, 1979 yılında emekli olmak zorunda kalır. Seyyid Ahmed Arvâsî, bir yandan öğretmenlik ve eÄŸitimcilik görevini sürdürürken, diÄŸer yandan da milliyetçi-mukaddesatçı dernek ve kuruluÅŸlarla irtibatını hiç kesmeden devâm ettirir. Ülkemizde yayınlanan millî ve İslâmî dergilerde yazılar yazar.
Seyyid Ahmed Arvâsî, 1976 yılının eylül ayından itibâren haftalık “Devlet” gazetesinde ve 15 günde bir yayınlanan “Ülkücü Kadro”da dînî ve îtîkâdî konularda yazılar kaleme alır. “Genç ArkadaÅŸ”, “Hasret” ve “Nizâm-ı Âlem” dergilerinde yazmış olduÄŸu yazılar Türkiye genelinde büyük yankı uyandırır. Ülkücü gençliÄŸin millî-İslâmî ÅŸuurla yetiÅŸmesi için pek çok konferans ve seminer verir.1 Mart 1978 tarihinden îtibâren Hergün Gazetesi’nde günlük olarak makâleler yazmaya baÅŸlar. 12 Eylül 1980’de tutuklanır.12 Eylül Cuntasının cezaevlerine doldurduÄŸu binlerce ülkücüden biri olarak Mamak zindanlarında çile çeker. İnançlarından ve fikirlerinden aslâ tâviz vermez. Berâber tutuklandığı partili arkadaÅŸlarına: “Ülkücülük sâdece bir inanç, bir kimlik deÄŸil, her türlü baskılara, zulümlere karşı sönmeyen, söndürülemeyecek olan bir meşâledir.” diyerek moral ve sabır telkin eder. 17 Aralık 1981 günü “MHP ve Ülkücü KuruluÅŸlar Davası”nda vakur bir savunma yapar. 1983’te dönemin ülkücü yayın organları olan “Yeni Düşünce”, “Hamle”, “DoÄŸuÅŸ”, “Millî EÄŸitim ve Kültür” gibi dergi ve gazetelerde görüşlerini dile getirir. 16 Eylül 1985 tarihinden itibâren vefâtına kadar (31 Aralık 1988) Türkiye Gazetesi’ndeki “Hasbihâl” adlı köşesinde hiç aksatmadan günlük yazılarına devam eder.
Müslüman Türk Milleti’nin büyük mütefekkiri, Ülkücü Hareket’in manifestosu olan “Türk-İslâm Ülküsü” adlı muhteÅŸem eserin müellifi olan Seyyid Ahmet Arvâsî’nin Mamak zindanlarında rahatsızlanan kalbi; onun Alemlerin Rabbî’yle vuslatına vesile olur. 31 Aralık 1988 tarihinde İstanbul’da Hakk’ın rahmetine kavuÅŸur. Vefâtının duyulması üzerine, yurdun dört bir yanından talebeleri, dava arkadaÅŸları ve ömrünü hizmetine adadığı Ülkücü Hareket’in mensupları İstanbul’a akın eder. Rahmetli Seyyid Ahmed Arvâsî, 1 Ocak 1989 günü öğleyin Fatih Camii’nde on binlerce kiÅŸiden müteÅŸekkil cemaatın kıldığı cenaze namazdan sonra Edirnekapı Mezarlığında topraÄŸa verilir...
56 yıllık ömrüne ciltler dolusu eserler sığdıran ve “Bir Mektep Adam” olan Seyyid Ahmed Arvâsî, bütün yazılarında Türk Milleti’nin dolayısıyla da Türk milliyetçilerinin dâvâsının “Allah ve Resûlü’nün dâvâsı” olduÄŸunu tebârüz ettirmiÅŸtir. Arvâsî Hoca, hayatı boyunca ÅŸanlı Peygamberimiz(s.a.v.)’in; “İlmi yazı ile baÄŸlayınız” hadisini kendisine rehber edinerek düşüncelerini kitaplaÅŸtırmıştır.
Seyyid Ahmed Arvâsî, “İleri Türk MilliyetçiliÄŸinin İlkeleri” isimli 18 sayfadan oluÅŸan ilk kitapçığını 1965 yılında yayınlamıştır. Bu eser, Türk-İslâm Ülküsü’nün özeti mahiyetinde 44 maddelik bir beyannâmedir. Arvâsî Hoca, bu kitapçıkta: “Milliyetçilik bir milletin kendini ekonomik, kültürel, sosyal ve politik yönden güçlendirmesi, baÅŸka millet ve gruplara sömürtmeme çabasıdır. Bu bakımdan milliyetçilik meÅŸrû bir hak ve ÅŸuurdur.” demektedir.
Seyyid Ahmed Arvâsî’nin tanınmasına ve geniÅŸ kitleler tarafından okunmasına vesile olan eseri, 1968 yılında yayınladığı “Kendini Arayan İnsan” kitabıdır. “Kendini bilen Rabb’ini bilir.” hikmetine mebnî olan bu eserinde Arvâsî Hoca; madde ve mânâ terkibinden ibâret olan ve maddeye hiç benzemeyen insanı, materyalist bir mantıkla tanımanın mümkün olmadığını ifâde etmektedir. Arvâsî Hocamızın 1970 yılında yayınlanan “İnsan ve İnsan Ötesi” isimli eseri, “Kendini Arayan İnsan” adlı kitabının bir devamı niteliÄŸindedir. İnsana ve insanın deÄŸerlerine psikolojik bir yaklaşım ve yeni bir bakış açısı getiren bu eser; “zübde-i âlem” olan insanın metafizik pencereden ilmî bir yorumudur...
Seyyid Ahmed Arvâsî’nin branşı olan pedagojide ve öğretmenlik mesleÄŸinde söz sahibi olduÄŸunu gösteren kitabı, 1976 yılında yazdığı ve o yıllarda bu konudaki tek eser olan “EÄŸitim Sosyolojisi”dir. Rahmetli Hocamızın, en önemli eseri “Ülkücülüğü” bir reaksiyon olmaktan çıkarıp, bir fikrî aksiyon hareketi haline getiren, âlemşümul bir mesaj olarak cihâna ilân eden “Türk-İslâm Ülküsü”dür… “Türk-İslâm Ülküsü”, Seyyid Ahmed Arvâsî’nin 1Mart 1978 yılında Hergün Gazetesi’nde yazmaya baÅŸladığı yazılarının üç cilt halinde kitaplaÅŸtırılmasıdır. Bu eser, rahmetli Galip Erdem’in ifâdesiyle “Benzeri ve örneÄŸi olmayan” bir yazı tarzı olup, bir plan dâhilinde günlük yazı ÅŸeklinde tefrika edilen muhteÅŸem bir kitaptır.” Tamamı 10 bölüm ve 559 makaleden oluÅŸan “Türk-İslâm Ülküsü” adlı bu eser; bugün zihnimizi bulandıran ve kavram kargaÅŸasına yol açan bütün meseleleri yıllar önce mufassal bir anlatım, objektif bir tespit ve detaylı bir tahlille ele almıştır...
TeÅŸhisi konulan problemlerin çözüm yollarını da; ilmî bir deÄŸerlendirme, saÄŸlam bir mantık, farklı bir bakış açısı, nitelikli bir yorum, inançlı bir zâviye, enteresan bir üslup ve hayata uygulanabilir projelerle izâh etmiÅŸ ve akılcı teklifler ortaya koymuÅŸtur. Arvâsî Hoca, bu muhteÅŸem eserinde çok önemli fıkıh dersleri vermiÅŸ, konuları klasik fıkıh kitaplarındaki gibi madde madde sıralayarak anlatmamış, herkesin kolayca anlayacağı, fakat çok şümullü bir biçimde en girift meseleleri yorumlamış, hayatın her safhasında bilinip, tatbik edilmesi gereken İslâmî hükümleri insanların gönlüne ve beynine nakÅŸetmiÅŸtir. Arvâsî Hoca, “aksiyoner olmadan dâvâ adamı olunamayacağını” bizlere öğretmiÅŸtir... Türk MilliyetçiliÄŸini izah ederken; “Ülkücülük; ülkemiz ve yeryüzünde Allah’ın nizâmını hâkim kılmak için kendine metot olarak Allah ve Resûlünü ölçü alan bir îmân hareketinin adıdır.” diye açıklamıştır…
Seyyid Ahmed Arvâsî’nin 1982 yılında yayınladığı “DiyalektiÄŸimiz ve EstetiÄŸimiz”isimli eseri müstâkil bir kitap olmakla beraber, Türk-İslâm Ülküsü’nün bütünlüğü içinde düşünülmesi gereken bir eserdir. “DiyalektiÄŸimiz ve EstetiÄŸimiz”, iki bölümden müteÅŸekkil olup, birinci bölümde İmâm-ı Gazâli’nin “Mahluk, Hâlık’ın anahtarıdır” düşüncesinden yola çıkılarak “diyalektik” anlatılmış; ikinci bölümde ise “estetik” mevzuuna yer verilmiÅŸtir. Bu eserde Arvâsî Hoca; insanı ve insan ruhunu ele almış, İslâmî motiflerle süslediÄŸi orijinal tahliller vücuda getirmiÅŸtir. İnsan ruhundaki arayışların ifâdesi olan sanatı, Necip Fâzıl’ın
“Anladım iÅŸi, sanat Allah’ı aramakmış, Mârifet bu, gerisi yalnız çelik, çomakmış”
dediÄŸi gibi “Allah’ı aramak ve O’na ulaÅŸmak için bir vasıta” olarak görmüş ve bu bakış açısıyla îzah etmiÅŸtir.
Seyyid Ahmed Arvâsî’nin 1982 yılında yayınlan “İlm-i Hâl” isimli eseri; baÅŸta insan olmak üzere, bütün mevcûdâta, bütün mahlûkâta ve kâinata yeni bir bakış açısı getiren, îtikat ve akâid bilgilerini klasik usulün farklı bir anlatımı diyebileceÄŸimiz bir üslûpla ele alan müstesnâ bir ilmihâl kitabıdır.
Arvâsî Hocanın, 1986 yılında yazdığı “DoÄŸu Anadolu GerçeÄŸi” isimli eserinde “ÅŸark Meselesi” olarak ele aldığı “bölücülük” konusunda çok önemli tespitler ve tekliflerde bulunmuÅŸtur. Seyyid Ahmed Arvâsî, emperyalist güçler tarafından üzerinde haince oyunların sergilenmeye çalışıldığı bu talihsiz beldemizin bir ferdi olması hasebiyle bölücüleri ve onların oyunlarını çok iyi tanıyan bir insandır. Arvâsî Hoca, DoÄŸu Anadolu GerçeÄŸi isimli eserinde sun’î bir ÅŸekilde vücuda getirilen ÅŸark Meselesi’ne bir eÄŸitimci ve bir sosyolog gözüyle yaklaÅŸmış ve bu problemin bütün boyutlarını büyük bir vukûfiyetle vuzûha kavuÅŸturarak gözler önüne sermiÅŸtir: “Bazı ahmak politikacılar, bazı gâfil yazar ve çizerler, aldatılmış piyon ve basiretsiz ideologlar, millî ve mukaddes deÄŸerlere yabancılaÅŸmış kadrolar, ajanlar, çeÅŸitli türdeki azınlık ırkçıları, yabancı uzmanlar, misyonerler, barış gönüllüleri....vb el ele vererek ülkemizi felâkete sürüklemek istemektedirler... Fakat unutmamak gerekir ki, Türk Devleti’nin parçalanması, sadece, çeÅŸitli renkteki “küfür cephesinin” iÅŸine yarayacaktır. Allah korusun, muhalfarz, böyle bir parçalanma olursa, bundan sadece Türklük deÄŸil topyekûn İslam Dünyası zarar görecektir. Bunu bilerek ve düşünerek hareket etmek yalnız bir namus borcu deÄŸil, aynı zamanda “dinî” ve “millî” bir vecibedir.” demiÅŸtir.
Rahmetli Seyyid Ahmed Arvâsî’nin son eseri “Hasbihâl”dir. Hasbihâl serileri de Türk-İslâm Ülküsü gibi gazete yazılarından meydana gelmiÅŸtir. 16 Eylül 1985 tarihleri ile vefât ettiÄŸi gün olan 31 Aralık 1988 tarihleri kaleme aldığı ve Türkiye Gazetesi’nde “Hasbihâl” baÅŸlığı altında yayınlanan köşe yazılarıyla, hiçbir yerde yayınlanmamış olan makâlelerinden oluÅŸmuÅŸtur.
Seyyid Ahmed Arvasî’nin İlâhî aÅŸk ve îmân dolu olan kalbi rahatsızdı... İlk kalp krizini Mamak Cezaevi’nde geçirmiÅŸti... Arvâsî Hoca, 30 Aralık 1988 günkü yazısında “Bu gece duvara yeni bir takvim asacağım” demiÅŸti..Ve öyle de yaptı...31 Aralık 1988 günü, o büyük insan daktilosunun başında dünya misafirliÄŸini tamamladı... “Ölümüm, idrâkimin Mutlak Varlık’ta tükeniÅŸini ifâde eder. Çünkü; her ÅŸey ondan gelmiÅŸ, yine O’na dönecektir..” diyen, “İslâm îman ve ahlâkına göre yaÅŸamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk Milleti’ni iki cihanda aziz ve mesut görmek isteyen” Arvâsî Hoca, simsiyah gözlerini, her zaman olduÄŸu gibi dünya çirkinliklerine ebediyyen kapadı... Ve eÅŸinin söylediÄŸi Kelime-i ÅŸahadete iÅŸtirâk ederek mübârek ve temiz ruhunu Hakk’a teslim etti....Hayatı gibi son nefesi de mübârek ve ÅŸerefli oldu... Allah (c.c) rahmet eylesin... Rûhu şâd, mekânı Cennet olsun...
Nasıl bir deryâyı bardağa sığdırmak mümkün değilse, bütün hayatı mücâdele, çile, irşâd ve hizmet içinde geçen bu kadar büyük bir insanı benim kırık dökük cümlelerimle tasvir etmem elbette mümkün değil... Ummandan bir katre sunabildimse ne mutlu bana... Ve Fâtihâlar Arvâsî Hocaya...
Dr. Mehmet GÜNEş
|