Ben yürürüm yana yana…Dur deseler de duramam; yine koÅŸacağım. Kısık sesimle yine haykıracağım: Durgun sular pislik baÄŸlar, akan sular haram götürmez! Bense kükremiÅŸ sel olmak için varım! Duyan duyar, duymayan duymaz; aldıran aldırır; aldırmayan aldırmaz ama ben Hakkı söyler, Hak bildiÄŸim yolda yürürüm: “Ölçüleri doÄŸrultun, tartıyı doÄŸru yapın… Kıble birdir, kıbleyi saptırmayın!” Aksini gördüğüm sürece vazifem bunu söylemektir. Dünün gafilleri, cahilleri, ihmalcileri; dünü göremeyenler, bugünü bilmeyenler yine ön safta,yine zeytinyağı gibi suyun yüzünde oldukça ben nasıl susarım?
Çünkü ben Lailahe illallah diyenim. Çünkü ben varlığını Türk varlığına armaÄŸan edenim! Pek çoklarının dilinde olan ve yalnız dilinde kalan; bana mal olmuÅŸ, bana yol-erkan olmuÅŸ deÄŸerleri hep savundum, savunacağım. Katiyetle inanıyor ve biliyorum ki; bugünkü haklılığım da yarın tahakkuk edecek fakat ben o gün de “sen haklıymışsın” denilmesini beklemeyeceÄŸim; mükafat, alkış ummayacağım. Varlığım yalnız Hakk ve millet içindir…
Tedirgin olmayın, çekingen durmayın, öyle hüzünlü bakmayın. Uzakta kalmayın; yakınıma gelin. Canınızı üzmeyin, saklamaya çalışıp yorulmayın. Hem telaÅŸlanmayın da; hepsini biliyorum… Dünyadaki misafirliÄŸim az sonra bitecek; ebediyetle tanışmaya gideceÄŸim.
Hayır! Hiç korkmuyorum… Nelerden mahrum kalacağım, kimlere uzak düşeceÄŸim aklıma gelmiyor ÅŸimdi; nelere ve kimlere kavuÅŸacağımı düşünüyorum.
Son arzum mu? Var elbette, olmaz mı? Önce bir bayrak istiyorum. ÇocukluÄŸumda kucaksız,oyuncaksız; delikanlılığımda atsız, pusatsız kalabildiÄŸim, ama onsuz kalamadığım bayrağımı… Bütün çareler tükenince gölgesine sığındığım, üşüyünce aydınlığında ısındığım bayrağımı… Yan gözle bakanların gözlerini oymakla, selamlamadan uçan kuÅŸların yuvalarını bozmakla suçladığım bayrağımı istiyorum.
Ne mi yapacağım? Hiç! ÇocukluÄŸumun saflığına döneceÄŸim. Dünya gözüyle son bir defa göreceÄŸim, beyazlığını öpeceÄŸim, kızıllığına yüzümü süreceÄŸim. Ömrümün kısalığına göre hüküm vermeyin. Benim de çok güzel günlerim, unutulması imkansız hatıralarım oldu. BaÅŸkalarında bayrak vardı; her bayram sokak sokak dolaşıp bayrağımı aradım. Yere yakın olanlarına yanaklarımı deÄŸdirdim –kimsenin bakmadığı zamanları kollayıp- öptüm. Boyumun yetiÅŸemeyeceÄŸi yüksekliklerde dalgalananlarına selam verdim, hatır sordum. Anlayın beni, istediÄŸimi verin. Bayraklı yaÅŸadım; bayraksız ölemem!
Bir de Kur’an istiyorum… Yaratanımın, her ÅŸeyi bilenimin, en doÄŸru tek yol gösterenimin, esirgeyenimin ve bağışlayanımın kelamını istiyorum. Yegane en büyüğün huzuruna varmadan önce belki birkaç ayetini okuyabileceÄŸim. Son nefesimim vermenin eÅŸiÄŸinde kulluÄŸumdaki noksanların acısını duyacağım. Beni kurtaracak baÅŸka ne olabilir? Böylesine huzur içinde olmamı, rahat gitmemi kim saÄŸlayabilir? Kur’an’ımı verin; bu kadarını esirgemeyin; gecikmiÅŸ sayılmazsınız. Kur’an’lı yaÅŸadım; Kur’an’sız ölemem.
Nihayet iki rekat namaz kılmaya yetecek bir zaman istiyorum. Diriliğimdeki borçlarımın bağışlanması için değil, sevdiklerimin muhafaza buyurulması ve uğruna can verdiğim mukaddesatımın çiğnenmemesi için dua edeceğim. Dilimin son hecesi, kalbimin son atışı Kelime-i şehadet olacak. Sonra, canımı almaya memur edileni incitmeden iteceğim; her şeyi ve herkesi bir yana bırakacağım, ölümsüzlüğün koynuna gireceğim.
Evet, ey yaÅŸayanlar! Ben iÅŸte böyle öleceÄŸim…
Sakın acımayın; “gençliÄŸine yazık oldu” demeyin. Artık çok geç; merhametinize ihtiyacım kalmadı. ÅŸimdi, hepinizin kıskanacağı bir rütbedeyim.
Galip ERDEM
http://www.ulkuocaklari.org.tr/default.asp?CCC=YaziSistemi&UO=Bak&ID=2161